Kayıtlar

Eksi Sıfır

"hayatımın sensiz olan hiçbir kısmını yaşanmış saymadım. Sayamadım çünkü. Nefes alan bedende ruh yokken bu yaşamak olabilir mi?"  Gözlerine bakarak söylemek istediği şeyleri ağlayarak kendi kendine mırıldanıyordu. "Sahip olduğum her şeye düşmansın. Bana bile. Yine de bir tek seni istiyorum. Aptalın tekiyim ama senden başka yer bilmiyorum sanki. Dedim ya senin olmadığın yılları yaşanmamış sayıyorum diye, hiçe saydığım her anda bir başka yer var ama ben seni biliyorum gibi. Neyi nasıl açıklarım bilmiyorum ki. Kendime dik durma sözü verdikçe kucağının şeklini alıyorum. Aklımı kaybettim. Renkler, sesler belki gölgeler bile çekildi üstümden. Kanım çekildi. Aşkın bir bağımlılık olduğundan habersiz seni çektim damarlarıma. Şimdiyse çıldırmış vaziyetteyim. Sana agresif, uzak, soğuk, sivri kelimeler kurarken ağzımı açtığım an ateş püskürtmekten korkuyorum. Sen benim en güzel korkumsun. Bu yüzden beni öldürebilirsin." Hıçkırıklarını yastığa gömdü. Koskocaman bir hüzün mezarlı...

Tanrı'nın Toprakları

" "Yüce Rahip! İndirin o kılıcı, yalvarırım!" Dehşetle kaçtığı sona ulaşmıştım. Elimden bir şey gelmezdi. Alev alev yanan kılıç, Tanrı'nın cehennemdeki eli, tek hamlede kalbimi delecekti.  "Bir fani, yukarıdan gelen emirleri, ilahi adalet ve sonsuz kudretin kararını etkileyemez. Sen kızım, günahlarına kol kanat gereceğine gül bahçelerine topuk sürünecektin. Benim vazifem ulu Tanrı'mın isteklerini yeryüzünde sizin gibi nefsinin esiri insanlara karşı uygulamaktır." Duygudan yoksun gözleri  yüzümde dolandı.  Haklıydı aslında, büyümemiş, günahlarımla kendi içimi kemirmiş, hazin sonumu ellerimle ilmek ilmek dokumuştum.  Bu hayatı sürdürüp kendimle savaşmak mı yoksa kalbime girecek cehennemle ölmek mi daha acıklıydı. Telaş elimi ayağımı birbirine katmışken midem bulanıyor, kaslarım tek tek kasılıyordu; çarpıntı eşliğinde içime düşen kor alevleri hissedince aslında yüreğimde zaten bir cehennem var gibi hissettim. Kılıç beni korkutamaz gibi gelmişti bir anlık d...

iliğimden kemiğimden

"bugün günlüğüme değil, ayaklarımın altındaki şehre yazacağım içimi" diyerek soğuğu nefesledi. Balkon demirleri arasından firar eden bacakları sallanıyor, ödü kopsa da aldırmıyordu. Midesine tekme yemiş gibi bir bulantı, gözleri ağır, elleri neye uğradığını şaşırmış gibi soğuk ve titriyordu. Bedeni neden böyle tepki vermişti, bilmiyordu. Gecenin ilerleyen bir saati değildi, aksine tik tak bile duyulmuyor, sanki külkedisinin duası kabul olmuş gibi gece yarısı olmadan zaman durmuş gibi geliyordu ona.  Çığlık atmak geliyordu içinden, ormanda sürüsüne sinyal veren kurtlar gibi bir yerlere bağırmak istiyordu. Sesi titrese anlayacak biri çıkar ümidiyle acı acı bağırmak istiyordu. Ağlamak bile gerçekleşmemişken gözlerinde, kendini yırtarcasına bedeninden çıkmak istiyordu. Hoyratlaşmıştı. Biraz usul bir baş kaldırıydı. Yabancılaşmayı tatmıştı. Boğazını tıkayan, göğsünü uyuşturan acıya kafa tutmak için yanıyordu ama kalbinin sularında sakinlik hakimdi. "Nabzımı bile dinlemişti, h...

çaldıklarım

"Sahip olduğum şeyleri göstermek yanaklarımı kızartırken çaldıklarımı vitrinlere astım. Sevdiğim adamın neşesini, arkadaş dediklerimin güvenini, ailemin desteğini, kendimin saygısını çaldım. Yaparken içim titremedi. Ama bana kurulan temkin cümleleri, beni uzaklaştıran bakışlar, verdiğim savaşlar; gözlerimi açtı. Mutsuz olduğun yerde kalma, derler. Mutsuz ettiğim yerden gitmek karşımdakine ne büyük iyilik değil mi? Yine de hep suçlu olmak zorundayım. Birini sevdiğim için arkadaşlarımdan ve ailemden özür dilemek zorundayım, çünkü o bunu bana yaptıracak kadar mazeret sahibi olmamı sağladı. İyi bir arkadaş olmadığım için herkesten özür dilemem gerekir, çünkü ben değer verdiysem de hakkını vermedim. Hevesim yoktu. Birilerini kendim içinde seviyordum ama devamlı bir şeyler vermekten cephanem boşalmıştı. Ailemden özür dilemeliydim, her ne kadar bu benim hayatım narası atsam da ben hayal kırıklığıydım sonuçta. Tanımadığım insanlara bile bir özür borcum vardı. Kendime ne için özür dilesem ...

öylesine

"Herkesten vazgeçtim. Yolun sonuna gelmedim ama yoldakilerle son yolculuğumdu bu. Emekleyerek geldiğim zirveleri bir kuş gibi süzülerek terk etme ve çoğu şeyi biraz da aşağıdan izleme vakti."  Günlüğünün kapağını kapattı ve yastığına sarılarak uzanmaya devam etti. Bir şarkıyla, bir dizi veya filmle, iki kelamla ve bir dost vedaysıyla kendine gelmeye başlamıştı. Önce sevdiği adamı içinde soğuttu yavaşça, çünkü kendinden bir şey kalmamıştı onda, görebiliyordu. Muhabbet edemiyor, tartışıyor ya da tartışmak için bahane arıyorlardı. Düzelir sandığı her şey sadece sanmaktan ibaretti. Aşk her şeyi siler miydi? Affediyordu bir yere kadar ama her şeye değer miydi?  Sonra bir film izledi, İncir Reçeli. Aslında klişe bulduğu ama izlerken kendini hissettiği bir filmdi. Diğer aşk filmlerinden farkı ne bilmiyordu, belki de hayalinde böyle bir aşk vardı. Finali önemli değildi. Onunla izlemek istiyordu ama o filmi izlemeyi teklif ettiğinde red yedi. Onunla yaşamak istiyordu ama uzak durması ...

Matador

Ey çölün ortasında kendini serap sanan ben, ey bu diyarların yerli yabancısı; sana kim dedi mutlu olmak yemek yemeye benzer diye? Hiç mi utanmadın emeksiz meyve alma hevesinden. Vazgeçtiğin, direndiğin, uzaklaştığın, yaklaşıp burnunun ucundan baktığın, kendine sakladığın ne kaldı ki sende? Sen sen misin bir kere? Al, al sana mutluluk. Hakettiğinden bir çimdik fazlası, adaletsizliğe on beş kala. Kendinle dalga geçme sanatının hakkını verirken taşlayacağın bir benliğin bile olmayışın yakmasın canını, daha büyüyorsun, tutunursun illa ki bir yerlere. O kadara gücün var mı, yoksa da kim ne kadar umursar, nasıl başaracaksın? Gördüğüm kadarıyla kendime verecek iki üç sorudan başka bir şey yok artık zihnimde. Kirpik diplerimde ki okyanus tuzları cevap arıyor. Bulurlarsa bana haber vermezler. Yine ağlar ağlar falezleri döverler. Gözlerimi kapatan uykunun vahşi tırnakları, yüzümü asan duyguların terazisi, kalemi kırılmış onca duygu, her şeyi gözden çıkarma ve kapanış. Bir ömrün sonuna geldim. Bu...

Ufacık Ben

 Kendi içimde çekiyorum sanırım, dar geliyor ruhun kalıbı artık. Biri gelse de beni yayımdan fırlatsa diye diye kendimi kaybettim. Oysa ben bana yeterim aslında değil mi? İçim daraldı, küçüldü. Şimdi bunca kalabalık ve kabalık içinde kala kala ufacık bi ben kaldı. Zavallı bi ben.